Bir Liralık Dostluklar!
Sıcak bir sohbetin ortasında, hayattaki en değerli hazinenin ne olduğu konusu açılmıştı. İnsanın hayatında kalpten inanmış dört tane dostunun olması ne kadar da güzel ve paha biçilemez bir duyguydu. Ancak dostlukların sayısından çok, taşıdığı anlam ve o bağın bütünlüğü önemliydi.
Bazen insanın etrafında bölük pörçük duran dört tane yirmi beş kuruşu olacağına, bir tane ama tam olan bir lirası olması çok daha kıymetliydi. Hakikaten de öyleydi; o "bir lira", tamlığı, eksiksizliği ve sarsılmaz bir güveni temsil ediyordu.
Samimiyetin Ağırlığı
Hayat terazisinde dostluklar sayılarla değil, kalplerle tartılıyordu. Kimi zaman hayatınızdaki o tek bir kişi, binlerce kalabalığa bedel olabiliyordu. Kimi zaman ise etrafınızı saran binlerce insan bir araya gelse, o tek bir gerçek dostun yerini bile tutamıyordu. Bu devasa farkı yaratan yegâne güç ise, aradaki o saf samimiyetti.
Gerçek dostluk, maskelerin düştüğü ve resmiyetin kaybolduğu o ince çizgide başlıyordu. İnsan en çok kime ait olduğunu, kime karşı savunmasız kalabildiğine bakarak anlardı:
Bizler aslında çekinmeden nazlanabildiğimiz insanlara aittik.
Darıldığımızda sitem edebildiğimiz, maske takmadan rahatça kızabildiğimiz insanların yanında gerçekten kendimiz olabiliyorduk.
Birlikte Yürünülen Yol
Hayat denilen bu uzun ve yorucu yolda, her adımı "rica ederek" attığınız insanlarla omuz omuza yürümek imkânsızdı. Sürekli nezaket kurallarının ardına saklanıp, "Rica etsem şunu yapabilir misin?" denilen bir ilişki, gerçek bir yoldaşlık barındıramazdı.
Dostlar elbette yeri geldiğinde birbirlerinden bir şeyler ister, rica da ederdi. Fakat bu ricanın ardında, aralarındaki bağın bu tür resmiyetleri çoktan aştığı gerçeği yatardı. Gerçek bir dost bilir ki; o sarsılmaz samimiyet her türlü söze, kurala bedeldir ve kalpleri bir arada tutmak için sadece bu samimiyet bile yeterlidir.
Yorumlar (0)
Bu içerik için henüz onaylanmış yorum yok.




